- Editör

- 25 Eki 2025
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 4 Oca
Bedenimiz bize sürekli mesajlar gönderir. Baş ağrısı, karın ağrısı, kas gerginliği ya da ani yorgunluk… Testler çoğu zaman normal çıkar, ama içimizde bir huzursuzluk kalır. Bedenimiz, bize “Bir şeyleri fazla yükleniyorsun” der, “Kendini dinle” der. Bu mesajlar gerçek, hissedilir ve önemlidir.
Kadınlar farklı yaşam koşullarında bu mesajları yoğun şekilde hisseder. Evde ya da işte, aile ve iş sorumluluklarıyla dolu yoğun günlerde bu mesajlar sıkça gelir. Günlük koşuşturma, projeler, ev işleri, çocuk bakımı veya hamilelik süreci… Her biri, bedenin kendini hissettirme biçimidir. Migren, karın ağrısı, kas gerginliği ya da yorgunluk; hepsi bedenin bizimle konuşma yollarıdır.
Hayatın zorlayıcı koşulları ve bastırılmış duygular, bu semptomların ortaya çıkmasında rol oynar. Uzun süreli kaygı ve stres, kasları gerginleştirir, sindirim sistemini etkiler, bağışıklığı değiştirir. Bedenimiz, “Kendine biraz iyi davran” der. Gün içinde küçük bir farkındalık bile bunu anlamaya yardımcı olur; mesela “Bu ağrı, yoğun bir günün ardından mı başladı?” diye düşünmek, bedenin sinyalini fark etmemizi sağlar.
Bu noktada da ekoller arasından Bilişsel Davranışcı Terapi devreye girer. Düşüncelerimizin ve duygularımızın bedenimizle nasıl bağlantılı olduğunu fark etmemize yardımcı olur. Örneğin, sürekli “Bu ağrı hiç geçmeyecek” diyen biri, terapide bunu fark eder ve “Ağrım zorlayıcı ama zaman zaman azalıyor ve başa çıkabilirim” dediğinde, beyin farklı bir mesaj alır. Bu basit farkındalık, kaygıyı azaltır ve semptomların günlük yaşam üzerindeki etkisini daha yönetilebilir hâle getirir. İlaçsız yollar da destek olur. Derin nefes almak, kasları gevşetir; kısa yürüyüşler endorfin salgısını artırır ve yorgunluğu hafifletir. Günlük tutmak, duyguları dışa vurmanın basit ama güçlü bir yoludur. Hamilelik döneminde ise bedeni dinlemek ve kendini zorlamamak çok değerlidir. Çünkü bazen bedenin tek isteği, biraz durmak ve nefes almaktır.
Bazen tek ihtiyacımız, kendimize nazik olmak ve duygularımızı fark etmektir. Evde, işte ya da hamilelikte olsun, bu farkındalık küçük adımlarla bize güç verir. Küçük bir nefes, bir yürüyüş, bir “Bugün kendime iyi davranayım” demek bile büyük bir fark yaratabilir. Psikosomatik belirtiler, bedenimizle zihnimiz arasındaki sıkı bağı hatırlatır; onları dinlediğimizde, yaşamımızda daha dengeli ve huzurlu bir yol açar.





Yorumlar