- Editör

- 4 Ara 2025
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 4 Oca
Takıntılı ya da saplantılı sevgi, sevginin kendisinden çok, sevginin kaybolacağına dair yoğun bir kaygıdan beslenen bir bağlılık biçimidir. Bu tür ilişkilerde kişi partnerine aşırı tutunur, en küçük mesafe ya da belirsizlik bile derin bir tehdit gibi algılanır. Kıskançlık bu noktada duygudan çok bir alarm sistemine dönüşür; beyin olası kaybı engellemek için sürekli tetikte kalır.
Bu durumun kökeninde genellikle erken dönem bağlanma deneyimleri yer alır. Çocuklukta sevginin tutarsız, mesafeli ya da aşırı baskıcı bir şekilde yaşanması, beynin “Sevgi güvensizdir” şeklinde bir kayıt oluşturmasına yol açar. Yetişkinlikte bu kayıt yeniden çalışır; kişi sevdiğini kaybetmemek için kontrol etmeye, onay aramaya, zihninde senaryolar kurmaya başlar. Biyolojik açıdan bakıldığında da stres sistemi bu ilişkilerde fazla çalışır; kortizol yükselir, beden sürekli “Tehlike geliyor” hissiyle hareket eder.
Takıntılı sevginin belirtileri sadece kıskançlıkla sınırlı değildir. Aşırı düşünme, partneri idealize etme, yalnız kalınca yoğun bir boşluk hissetme, sürekli teyit arama ve ilişkide sınırları koruyamama sık görülen göstergelerdir. Çoğu kişi dışarıdan güçlü görünse de iç dünyasında kaybetme korkusu baskındır. Bu nedenle sorun “Çok sevmek” değildir; sorun, sevginin kaybolacağına dair biyolojik ve duygusal alarmın hiç susmamasıdır.
Bu döngüyü kırmak ve bilinçli yönetmek gerekir. Çünkü bir çok sevgi bu takıntının gölgesinde kaybolur. Güven zedelenir ve bağ zayıflar. Kişi korkusuyla yüzleşebilir ve bu onun için çok daha sarsıcı ve travmatik bir tabloya dönüşebilir. Hayatı partnerin etrafına değil, kişinin kendi ihtiyaçları ve alanları etrafına kurması da iç güven duygusunu güçlendirir.
Sevgi bağı, aslında en çok karşılıklı güven ve açıkça konuşabilmekle güçleniyor. Birbirini gerçekten duyan, anlamaya çalışan iki insanın ilişkisi hem daha huzurlu hem de daha sağlam ilerliyor.Bu süreçte etik sınırları, ahlaki değerleri ve karşılıklı saygıyı korumak çok önemli. Bazen insan, içinde taşıdığı yoğun bir duygunun ağırlığına kapılabiliyor ve bu duygu zamanla zihnini sürekli meşgul eden bir hâle dönüşebiliyor. Ama bu duygusal karmaşa sakinleşmeden, kişi kendi iç dengesini bulmadan hiçbir bağ sağlıklı yürümüyor. O yüzden en değerli sevgiler; güveni temel alan, sınırları gözeten, duyguları yıpratmadan olgunlaştıran ve hem insana iyi gelen hem de insanı büyüten sevgilerdir.





Yorumlar