top of page
  • Yazarın fotoğrafı: Editör
    Editör
  • 26 Tem 2025
  • 1 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 4 Oca

“İlk Gördüğümde Bildim…”


Kalabalık bir yerde ya da sessiz bir anda, göz göze gelirsin biriyle. Zaman bir an durur gibi olur. Kalbin ritmi değişir, sesler silinir, dünya geri çekilir. Ve içinden bir ses fısıldar: “İşte bu.”

Bu ilk görüşte aşk. Sanki tanımıyorsun ama tanıyorsun. Hiç konuşmamışsın ama çok şey biliyormuşsun gibi. Gözleri kalbine giden gizli bir kapıyı açar.

Anlatılır mı? ...


Peki bu duygunun arkasında neler var?


Beyin, aşkı hissettiğinde adeta kimyasal bir fırtına yaşar. Dopamin, adrenalin ve feniletilamin adı verilen hormonlar hızla yükselir. Bu, kalp atışlarının hızlanmasına, ellerin terlemesine ve "Sanki onu yıllardır tanıyormuşum gibi..." hissetmeye neden olur. Bu duygular, aşkın ilk evresinde yoğun yaşanır; özellikle ilk görüşte aşkta, bu kimyasal patlama aniden oluşur.

Bilimsel açıklamalar ne kadar detaylı olursa olsun, aşkın büyüsü bambaşkadır. Çünkü ilk görüşte aşk, sadece fiziksel çekim değildir. Bazen bir ses tonu, bir tebessüm, bir duruş… İçimizde bir yerlere dokunur. Ve o dokunuş, geçmişte bastırdığımız bir duyguyu, belki eksik kalan bir parçayı, belki de hep beklediğimiz birini uyandırır.


İlk görüşte aşkın en saf hâli; beklentisiz, plansız ve filtresizdir. Kalpten kalbe kurulan bir bağ gibidir. O anda hiçbir şey düşünmezsin: Ne geçmişi, ne geleceği, ne de mantığı. Sadece hissedersin. Ve bazen bir ömür, o bir saniyeye sığar.


Danışanlarımızdan duyduğumuz o cümle aslında her şeyi özetler: “Görür görmez içimde bir şey oldu… Anlatamam ama hissettim.”


İşte aşkın dili de budur: Anlatılamaz ama hissedilir.

Ve belki de bu yüzden ilk görüşte aşk, insanın kalbine en çok yer eden, en çok hayalini kurduğu, en çok hatırladığı duygudur. Çünkü bazı duygular vardır ki; mantığın sınırlarını aşar, sadece ruhlar anlar.




 
 
 

Yorumlar


Bu gönderiye yorum yapmak artık mümkün değil. Daha fazla bilgi için site sahibiyle iletişime geçin.
bottom of page